17 Ağustos 2012 Cuma

Müşfik Kenter, Reha Erdem, Dostlar Ve Birkaç Yaka Bebeği

          Ah.. Çocukluğumuzu ve hatta belki bizi biz yapan duyguları oluşturan sanatçılar bir bir gidiyor yere ya da belki göğe.. Aslında sanatçılar deyip garip uzak bir mesafe koymak istemiyorum zira biz hiç anlamazdık ki, onlar oyuncu, meslekleri bu.. Amcamız, dayımız, teyzemiz gibiydi onlar. Sanki yanı başımızda, bildiğimiz, tanıdığımız, oturup kalktığımız insanlardı. Öyle ya, biliyorduk nasıl bakarlar aşk acısı çekerken, nasıl gülerler mahçup, nasıl ağlarlar yüreklerini renksiz bir acı kapladığında. Hiç unutamam Müşfik Kenter'le Zuhal Olcay'ın Gecenin Öteki Yüzü'ndeki bir kaç dakikaya sığan o ömürlük diyaloğunu. O geniş omuzları ve berduş tavrıyla, büyülü sesinden dinlediğim sözleri hatırlıyorum hala; "Madem ateşin var ne duruyorsun karanlıkta?"

                                    

             Biliyorum, Türkan Şoray, Şener Şen de gidecek birgün.. Canımızı feci yakan, çenemizden söke söke alınan yirmi yaş dişleri nasıl aslında  son veriyorsa çocukluğa, biz de öyle veda edeceğiz onlara..   Gittikçe onlar;                                        Büyüyeceğiz..  Eksileceğiz..



         Yok, bazen de güzel şeyler getiriyor büyümek. Mesela seni İhsan Oktay Anar'la tanıştırıyor bir okuyucu olarak. Yalayıp yutuyorsun ilk başta bir türlü alışamadığın ama sonra tek tek anlamlarını bilemesen de metin içinde akan, aktıkça içine içine işleyen ve sana kendini 'bil'diren eski tükçe sözcüklerini.. İşte sonra duyuyorsun tam da çekip gidenlere üzüldüğün günlerde; yeni kitabı çıkıyormuş İhsan Oktay Anar'ın..




                          

              Sonra tekrar kızlar, dost sohbeti, sinema..  Bu kez Reha Erdem filmleri.. Hep beraber şaşırıyorsun Reha Erdem'in harika sinemasına. Birşeyden hep beraber etkilenmek, hep beraber gülüp duygulanmak çok keyifli. 


                   


   E tabi  sonra gelir parmakucu kaşıntısı..


                                


                                



                                     


               Uzun süredir biriktirdiğim kullanılmayacak kadar küçülmüş kurşun kalemlerini ne yapacağımı da bulunca.. Bunu da bir türlü yazamayan yazar arkadaşlarına, yaza yaza bir sürü kalem bitirmeleri temennisiyle verince.. Gözlerindeki sevinç ışığını  görünce..
                                                   Zevkli  aslında eksile eksile de olsa büyümek... Çünkü eksildikçe tamamlıyor vücut başka başka şeylerle kendini. 

                               

7 yorum:

  1. Ne güzel anlatmışsın Müşfik Kenter'i...

    YanıtlaSil
  2. ne kitaplar, ne filmler ilgimi çekiyor. el işlerin kadar güzelleri yok. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler, beğenmen çok güzel benim için..

      Sil
  3. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  4. Başımız sağolsun. Çok değerli bir oyuncu hatta çok değerli bir kişiliği kaybettik. Hayat işte yaşadıkça öldürüyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, gidiyor bir kuşak böyle tek tek. Acaba yeni gelenler kapatabilecek mi boşluklarını?

      Sil